
13 yıl boyunca sırasıyla beton, pankartlar, beton, iskelet, boşluk, polis otoparkı, bariyer, inşaat, küre iskeleti, bina iskeleti, bina izledik. İnsanlar bu 13 yılın her anını fotoğrafladı; sosyal medyadan bir bir izledik. Telefonlardan önce Taksim bozulsa da yıpransa da İstanbul’un hala merkezi. Metrodan çıkınca, Bostancı, Kadıköy dolmuşu beklerken, Cami açılışı yapılırken insanlar bu boşluğu görmek zorundaydı ve gördüler.
AKM’nin açılışı 29 Ekim 2021 Cuma günü yapıldı. Ben de ikinci günün etkinliği Londra Filarmoni Orkestrası konserindeydim. Eminim birçokları gibi ilk opera/klasik müzik konseri tecrübemi anmak adına ordaydım. 2007’de gittiğim operanın adı Macbeth idi. Bileti 10 liranın altında bir fiyata almıştım. O zaman için de uygun bir fiyattı. 2. Balkondan izlemiştim, etkilenmiştim. Ondan sonra bu konserler devam etti.

31 Ekim 2021 konser zamanı, AKM’nin önüne park etmiş London Philharmonic Orchestra otobüsünü inceledikten ve uzun bir kuyrukta bekledikten sonra içeri girdim. Herkes içeri girince telefonları çıkarıp ilk heyecanlarını anında sosyal medyada, eşe, dosta paylaşmaya koyuldular. Tabii ki odak, minik porselen parçalardan oluşmuş dev kırmızı küreydi. Küre, konser salonunun kabuğu olarak tasarlanmış. Tüm iç mekana hakimdi. Katlar onun etrafında yükseliyordu ve her kattan ortadaki küreyi izlemek mümkündü. İlk çağrışımım Westworld’ün III. sezonunda karşımıza çıkan REHOBOAM isimli küreydi. REHOBOAM dizide, Serac ve Jean Mi kardeşler tarafından üretilmiş kuantum bilgisayar sisteminin kendisiydi. Devasa bir küre şeklinde olan bu sistemin ana işlevi, toplanan büyük veriyi işlemek ve insanların geleceğini manipüle etmekti. Yani her bir bireyin geleceğini, kararlarını tahmin ederek insan ilişkilerine bir düzen empoze etmekti. Sosyal medyayı korkutucu yüce nesneye çeviren bu tür düşünceler “gerçek” dünyamızda da yok değil. Meta, Google, Youtube, Whatsapp ya da her ne iseler bu tür amaçları var mıdır bilinmez, ancak onların varlığının endişeyi yarattığı kesin. Milyarlarca insanın aynı eksende dönen irili ufaklı kaygılarının dünyayı, kültürü nasıl şekillendireceğini düşünün. Sanırım ben de o insanlardan oldum bir an ve AKM küresinin bilerek REHOBOAM’a benzetildiğini düşündüm. Sonra aşağıya -zemin kata- baktım. Ne göreyim kendi kendine çalan bir piyano, yani bir hayalet çalıyormuş gibi tuşları hareket ediyor. Kurtulamıyorum! Bu piyano yine beni diziye geri götürdü. Dizide yapay dünyanın yapay insanları tarafından çalınan bir bar piyanosuydu bu. Kendi bilinçlerinin gerçekliği/yapaylığı arasında gidip gelmeye başlayıp gerçekliğin peşine düşen insanlardan bahsediyorum. Halbuki AKM’de izlediğim bu kendi kendine çalan piyano 2019’da yılında Daejean Sanat Müzesi’ndeki “Görme Biçimleri” sergisinde gösterilmiş. Yapay zeka piyanist VirtuosoNet, Kore İleri Bilim ve Teknoloji Enstitüsü’nde geliştirilmiş. Repertuarı Phillip Glass, Olivier Messiaen, Sergei Prokofiev, Dmitri Shostakovich gibi çağdaş bestecilerden seçilmiş. Dolayısıyla bir tarafta ulu bir küre, bir tarafta yapay zeka piyano dururken bilinçdışım geleceği şekillendirilen insanoğlu, kimliğin yeniden inşaası gibi konulara sürüklendi gitti. (Eyvah!)

Şimdi gelelim estetik yargıma, Kant’a saygılarımı sunarak belirtmeliyim ki bina “güzel” ve “yüce” arasında bir konumda. Sınırsızlığı anımsatan kürenin boşluğa işaret eden hissiyatı yüceliği, onun devasa küp ile çevrelenmesi, sınırı yani kurallı güzelliği anımsatıyor. Ancak bu ne kadar önemli. Benim estetik yargım kendimedir sadece. Başka açıdan bakmak lazım. O bölgenin estetik yargısına, o bölgede, o binanın kendini güzel göstermesinin sebebi oranın hafızası, oranın yaşanmışlıkları oranın tarihidir. Üzerinden ne kadar yıl geçtiyse o kadar güzeldir. Ne kadar yaşanmışlığı varsa o kadar güzeldir. Beylerbeyi Sarayı’nı yıkabiliyor muyuz? Hayır tabii ki o kadar eski; o kadar güzeldir.
Bir insan düşünün ilk bisiklete bindiği günü hatırlıyor. 5 yaşında diyelim. O bisikletin pedallarına basıyor, rüzgar yüzüne çarpıyor. Adeta uçuyor, kenarda denizin havasını sonuna kadar hissediyor. Öyle ki en güzel anlarında o bisiklete ilk bindiği günü hatırlıyor. Dost meclislerinde o anı anlata anlata bitiremiyor. Şimdi o insanın beynine bir takım kablolar bağlayalım ve o anısını yok edelim. Hayatının en güzel anısını yok ettiğimizde, o insanın en güzel anısı o olmayacak. Rüzgarı öyle hissettiği gün olmayacak, uçma hissini belki yıllar sonra belki daha kötü bir anıyla hatırlayacak ve hayatı boyunca yenemeyeceği bir korkuyla yaşayacak. En kötüsü etrafındakiler onun o güzel anısını bilecek ama o bilmeyecek.
Şimdi ise AKM etrafına kablolar bağlayarak patlattık. O anılar gitti. Macbeth gitti yerine REHOBOAM geldi. Kim bilir belki de gerçeklik gitti, yapaylık geldi. Yanlış anlaşılmasın bu ikisi arasında bir fark yok. Londra Filarmoni Orkestrasının konseri çok güzeldi. Timpani tınıları hala kulağımda.
